(1906, İstanbul – 1990, Paris)
Hakkı Anlı, Türk resminde figüratif anlatımdan soyut dile geçişin en karakteristik temsilcilerinden biri olarak, pratiğini hem yerel hem de uluslararası bağlamda kuran bir sanatçıdır. “Mistik” ve yer yer “karanlık” olarak tanımlanan üslubu, onun resmini yalnızca biçimsel değil, aynı zamanda varoluşsal bir arayışın alanı haline getirir.
İstanbul’da başlayan sanat eğitimi, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde Namık İsmail atölyesinde şekillenir (1932). Gençlik yıllarında Avni Lifij’in teşvikiyle yöneldiği resim pratiği, başlangıçta figüratif, nü ve natürmort ekseninde gelişir. Ancak bu erken dönem, sanatçının ileride kuracağı soyut dilin altyapısını oluşturan bir araştırma evresi olarak okunmalıdır.
1940’lı yıllarda D Grubu ile kurduğu ilişki, Anlı’nın modernist yönelimini belirginleştirir. Bu dönem, figüratif yapıların çözülmeye başladığı ve kompozisyonun giderek daha bağımsız bir plastik kurguya dönüştüğü bir eşiktir.
1955’te Paris’e yerleşmesiyle birlikte sanatçının pratiği radikal bir dönüşüm geçirir. Paris yılları (1955–1990), onun tamamen soyut bir dile yöneldiği, geometrik ve lekesel soyutlama arasında salınan özgün bir ifade geliştirdiği dönemdir. Bu süreçte Jean Arp gibi sanatçılarla kurduğu temas, Anlı’nın uluslararası sanat çevreleriyle ilişkisini güçlendirir.
Sanatçının eserlerinde yoğun renk katmanları, derinlik hissi yaratan karanlık tonlar ve neredeyse içsel bir titreşim hissi uyandıran yüzey kurguları öne çıkar. Bu resimler, yalnızca görsel değil; aynı zamanda sezgisel ve ruhsal bir deneyim alanı sunar.
Venedik Bienali (1956) ve Bordeaux Bienali (1958) gibi önemli uluslararası etkinliklere katılımı, Anlı’nın Avrupa sanat sahnesindeki görünürlüğünü pekiştirir. Paris ve İsviçre’de açtığı çok sayıda sergiyle üretimini geniş bir izleyici kitlesine ulaştırır.
Hakkı Anlı’nın pratiği, Türk modern sanatının yerel köklerle kurduğu ilişkiyi koparmadan, soyut bir dil üzerinden evrenselleşme çabasının güçlü bir örneği olarak değerlendirilebilir. Onun resmi, temsilin ötesine geçerek, rengin ve formun içsel potansiyelini araştıran yoğun bir görsel düşünce alanı yaratır.